DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Çok Bulutlu

Nükleer bomba atılırsa çocuklar kanser ile doğacak

Nükleer bomba atılırsa çocuklar kanser ile doğacak
26.03.2022
39
A+
A-

24 Şubat sabahleyin saat 06.00’da Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile başlayan ve bir ayı geriden bırakan Rusya-Ukrayna Savaşı’nda şu sıralar en manâlı gündem Rusya kadar yapılabilecek bir nükleer atak.

Savaşta 30. günün sonunda Ukrayna ordusunun ve sivil halkın direnişi ile karşılaşıp istediği ilerlemeyi sağlayamayan ve büyük kayıplar veren Rus ordusu saldırılarını daha caydırıcı ülkü getirmek için savaş süresinde en etkin silahlarını kullanmaya başladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Vladimir Putin’in tehdit durumunda nükleer silahlar kullanabileceğini söyledi. Nükleer silahların kullanılması halinde insanların karşılaşabileceği afiyet sorunları ile ilgili İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Cem Uzal bilgilendirmelerde bulundu.

Nükleer bomba nedir? Japonya’da yaşama etkisi nasıl oldu?

Nükleer bombanın askeri amaçla ilk ve şimdilik son defa, 1945 yılında Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki kentlerine ABD kadar atıldığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Cem Uzal, “Saniyelerle ölçülebilecek bir süre dilimi içerisinde Hiroşimayı değil eden tek bir bombanın bilançosu yaklaşık 80 bin ölü ve 100 bin yaralı olarak tespit edildi. Japon kayıtlarına kadar iki kentteki patlamalar sırasında ve sonrasındaki birincil 5 ay içinde toplam 220 bin birey hayatını kaybetti. Bu kentler ve yakın çevresinde yaşayan takriben 280 bin kişi ise, patlamalardan daha sonra radyasyona maruz kalmakla birlikte yaşamaya devam etti. 35 yıl takip edilen bu nüfus içinde ilk önce çocuklarda erken olarak gelişen radyasyona emrindeki lösemi/lenfoma ve tiroid bezi kanserleri, yetişkinlerde ise daha geç gelişen akciğer, mide, pankreas, kalın barsak, meme, kemik, beyin, ürolojik ve jinekolojik kanserler gibi organ kanserlerine ast ölümlerle birlikte, atom bombası ile ilişkilendirilen kayıp sayısı artmıştır” dedi.
“İlk patlama ile birlikte, aniden açığa çıkan heybetli enerjinin genleştirdiği yüksek ısıdaki havanın oluşturduğu basınç, önündeki havayı iterek merkezden çevreye doğru saatte 750 km çabucak ilerleyen yakıcı bir hava akımına niçin oldu. Bu hava basıncı bombanın düştüğü yerden 3 km dek uzaklıkta olan tüm binaları ve köprüleri yerle bir etti ve bu alandaki tüm canlı varlıklar öldü, çevredeki her yükselti dümdüz oldu” diyen Mustafa Cem Uzal sözlerine şu şekilde devam etti, “Ani çoğalan bu olaylar sonrasındaki kalıcı etki ise, patlamadan birkaç dakika sonradan başlayan bir yağmurla gerçekleşti. Bu yağmurun nedeni, patlamanın merkezinde açığa meydana çıkan basınç ve ısı ile yükselen havanın oluşturduğu vakum ve yerden kaldırdığı tozu da birlikte sürükleyerek 1000-1500 m yükseklikte oluşturduğu mantar bulutu. Bu bulutun içindeki su buharı, bulutun yükselmesi ile tez eksilen ısı ve daha yukarıda (2-3 km) karşılaşılan hava kütlelerinin sıfır derecenin aşağıda olması sebebiyle, yoğunlaşıp su damlacıklarına dönüştü. Havadaki toz ve su buharı ile birlikte yükselen atom bombasından yayılan gaz ve toz halindeki radyoaktif partiküller de, oluşan yağmur damlacıkları içinde daha geniş bir çevrede baştan yere indi”

Uzal, Çernobil nükleer santral kazasında yükselen benzer radyoaktif yağmur bulutlarının rüzgârlarla on, yüz hatta kimi yerde bin km öteye taşındığını ve Çenobilden önce kuzeye yönelen radyoaktif bulutların, 3 gün sonra İsveç’teki radyasyon dedektörleri göre ayrım edilmesi, gizlenmek istenen bu kazanın açığa çıkmasını sağladığını aktararak, “Takip eden günlerde bütün Avrupa ülkelerine yayılan bu bulutlar kazadan 1 hafta sonra Türkiye’ye de ulaşmış ve yağmurla birlikte düşük dozda da olsa Karadeniz kıyıları ve Trakya bölgesinde radyoaktif serpintiye niçin olmuştu. Çernobil’de eriyen reaktördeki radyoaktif uranyum uzun yıllar radyasyon yaymaya devam edecektir. Halen 50 km çevresine antre-çıkış kontrollüdür ve topraktaki radyasyon seviyesi hala yüksek. Radyoaktif maddelerin yeraltı sularına ve havaya karışmaması için eriyen uranyumun beton çadır içine alınması gibi önlemlere gereklilik duyulmuştur” diye konuştu.

Kuzeyimizde yer alan Ukrayna’da yaşanabilecek olası patlama sonrası Türkiye’ye etkisi ne olur
Savaş nedeniyle Ukrayna’da yaşanabilecek nükleer reaktörlerdeki benzer kazalar ya da atom bombası patlaması, rüzgarla Türkiye’ye taşınabilecek bir radyoaktif serpintiye yeniden niçin olabileceğini bildiren Uzal, “Bu gibi durumlarda etkilenecek bölgeler, detektörlerle (en iyisi yağmur yeryüzüne inmeden önce havada, yapılamıyorsa yağmur yağan yerlerde) ölçüm yapılarak saptama edilmelidir. Ölçümlerin seviyesi düşmeden halka sokağa çıkmamaları, hayvanlarını otlamaya, dolaşmaya çıkarmamaları ve yağmurla ıslanan ceset ve ürünlerden uzakta durmaları, açıktaki suları içmemeleri öğüt edilir. Eğer yağmurda kalınmışsa hemen duşa girilmeli ve ıslanan giysiler, ya gömülmeli veya yıkanıp 2-3 ay dek kimsenin kullanmadığı bir bölümde saklanmalıdır. Yağmurla ıslanan otlarla beslenen hayvanlar kısa vakit içinde yenmemeli, sütleri içilmemeli, sütler peynir benzeri süt ürünlerine dönüştürülerek 3-4 ay sonradan mümkünse detektörle radyasyon ölçümü yapıldıktan sonra tüketilmelidir. Topraktaki radyoaktif elementleri köklerinden yaprak ve meyvelerine içeren çay ve fındık gibi ürünler ya imha edilmeli ya da ölçülen aktivite seviyeye düşünceye kadar korunaklı depolarda bekletilmelidir. Bilhassa hamileler, anne karnındaki bebekler ve minik çocuklar radyasyona daha aklıselim olduklarından bu gibi durumlarda korunmalı, gıda ve içecekleri kontrol edilmelidir. Kaza veya patlamadan sonra açığa çıkan radyoaktif iyod solunum ve sindirim aracılığıyla vücuda girerek kana karışmakta ve tiroid bezinde toplanmaktadır. Tiroid bezinde maruz kalınan bu radyasyonun 5-20 yıl içinde tiroid bezi kanserine yol açabilmesinden nedeniyle bir önlem olarak 18 yaşına dek olan kişilerde, maruziyetten hemen önce, eğer bu mümkün olmamışsa maruziyetten anında sonra potasyum iyodür tabletleri kullanılır. bunun dışında ağızdan radyasyondan korunmak için alınacak bir ilaç, gıda desteği ya da herhangi bir besin yoktur” biçiminde konuştu.

Nükleer bombaların sağlığa etkisinin boyutları nelerdir? Kalıtımsal bozukluğa sebep olur mu?
“Atom bombasından, nükleer santral/reaktör kazalarından ve fakirleştirilmiş uranyum-238’in betonu delebilmesi için mermi çekirdeğine konulduğu “benekli” bombalardan çevreye yayılan radyasyona maruz kalanlarda; ayrıca tıpta teşhis ve tedavi amacıyla “iyonizan radyasyon” uygulanan hastaların takiplerinde görülen erken ve geç etkiler yanında, uzun vadede farkedilen “kalıtımsal etkiler” de söz konusudur” diyen Uzal, bu gibi geç etkilerin hücrelerin ölmesine yol açmayan, oysa hücrenin ve bu hücrelerin oluşturduğu organın zamanla fonksiyonlarını yitirmesi ile sonuçlanan etkiler olduğunu belirterek, “Yüksek doza maruz kalmadıkları için yaşamaya sürekli bu gibi hücrelerde görülen birincil tesir, bölünerek çoğalmanın durmasıdır. Bunun sonucu olarak belli bir süre sonunda kendi bayağı hayat sürelerini tamamlayan olgun hücrelerin yerine yenileri yapılamaz ve dokudaki fonksiyonlar gitgide artarak geriler. Bu etkiye yol açmayacak düzeyde düşük dozlara maruz kalımlarda herhangi bir semptom oluşmayacağı için genetik zarar rahat kalabilir, oysa yine de mevcuttur. “İyonizan radyasyonun” hücreli çekirdeğinde fazla düşük dozlarda zeka oluşturduğu “DNA” zincir kırıkları (kromozomlardaki hasarlar/mütasyonlar) genetik bozukluk olarak adlandırılır ve bölünerek çoğalmaya sürekli hücrelerde gelişebilecek kanserlerden sorumludur” diyerek devam etti.

Anne karnındaki bebeklere etkisi ne dek olur?

Kadın ve erkek yumurtalıklarının radyasyona karşı duyarlı olduğunu aktaran Uzal, “Over ve testis germ hücreleri/yumurta ve spermleri oluşturan kök hücreler, düşük dozlarda bölünerek çoğalmayı durdurduklarından ve kadında taslak hücrenin yumurtaya dönüşmesi için gereken cinsiyet hormon yapımının durması nedeniyle, kısırlık meydana kazanç. Radyasyona maruz kaldıktan sonra olgunlaşabilecek yumurtalar ise, sperm göre döllendikten sonra çok az bir ihtimalle de olsa anne karnında emriyo ve fetüs oluşturabilir. Ama döllenmeden önce aldığı radyasyon nedeniyle DNA’sında taşıdığı ve bölünerek oluşturduğu her hücresine aktardığı mutasyonlar sebebiyle, düşüklere ve ölü doğumlara yol açar. Canlı doğum gerçekleşirse bebeğin bütün hücrelerindeki DNA’larda bu mutasyonları saptamak mümkündür. Hiroşima ve Nagazaki’de atılan atom bombalarından sonra sağ kalan insanların çocuklarında 17 sene peşine düşüp takip sonrasında yapılan istatistiklerde ebeveynlerin yumurtalıklarının maruz kaldıkları radyasyon dozlarının seviyesine tarafından olağan popülasyonda görülenden fazla daha yüksek oranda “genç yaşta ölüm” saptama edilmiştir” dedi.

Laboratuvarda hücre kültürlerinde ışınlanan hücrelerde, ışınlanan deney hayvanlarından alınan organlardaki hücrelerde ve kaza ile radyasyona maruz kalan kişilerden alınan kan hücrelerinde yapılan mikroskobik tetkikler sonucunda, DNA’da oluşan bu gibi kromozom anomalilerinin görüldüğünü söyleyen Uzal, “Anne karnında radyasyona maruz kalan bebeklerde organ anomalisi (el-kol kısalığı, minik kafatası vb) ile doğan bebekler bilinmektedir. Hem bebeklerdeki doğumsal bu gibi gen mutasyonlarının, DNA’da bulundukları yere tabi olarak retinoblastoma, polidaktili, Huntington koresi, kistik fibrozis, hemofili, Down sendromu, zeka geriliği gibi hastalıkların sıklığında artışa yol açtıkları da tespit edilmiştir. Hiroşima’daki patlama sonrası sağ kalan kişilerin ilerleyen zamanda sahip oldukları çoğu bebek, organ anomalileri ve kalıtımsal bozukluklar taşıyarak doğmuştur. Hem patlama sonrası sağ kalanlar üstünde yapılan uzun süreli takiplerde kanser sıklığı, alışılagelmiş popülasyona tarafından daha yüksek bulunmuştur” diye konuştu.

Ukrayna’da nükleer patlama yaşanırsa salgın hastalıkların dağıtım riski artar mı?

Covid-19 pandemisi sürerken atılacak bir atom bombası veya meydana gelen nükleer bir kazada, radyasyonun kemik iliğini baskılaması neticesinde bağışıklığı azalacak kazazedeler arasında birincil 3 ay içinde, covid-19 enfeksiyonuna emrindeki ölümlerin artacağını aktaran Uzal “Patlama anındaki ölümlerin sayısı ve radyasyona bağlı gelişecek enfeksiyon dışındaki diğer sendromlar ve covid-19 dışarıda gelişen diğer enfeksiyonlara ast ölümler göz önüne alındığında, covid-19 kaynaklı yan ölümlerde görülecek artış değersiz kalacaktır. böylece “daha önce görülmeyen” salgın hastalıklar ortaya çıkacak, sonu gelmeyen salgınlar olacak veya mevcut bir salgın varsa “bombadan/kazadan daha artı salgın hastalıklardan ölünecek” gibi ifadeler yanıltıcıdır ve “enfeksiyon hastalıklarından ölümler artacaktır” ifadesi daha içten olacaktır. Bilinmektedir ki “iyonizan radyasyona” maruz kalıp yaşamaya devam edenlerde, kemik iliği baskılanması 3. ayın sonunda ortadan kalkmakta (dolayısı ile bağışıklık normale dönmekte) ve kaza/patlama sonrasındaki ilk 3 ayda görülen “radyasyon sendromlarından” ölümler çabuk azalmaktadır” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti, “Oysa bunun ardından sosyal ve hesaplı yıkımın getirdiği istek, enfeksiyon hastalıklarındaki artma ve hastane/sağlık durumu/elektrik/sağlıklı su/yiyecek tedariki gibi hizmetlerin verilememesi gibi nedenlerle, dolaylı kayıpların artması laf konusudur. Tabii fakat salgın hastalıkların gelişme ihtimali de, alt yapının ortadan kalkması ile artmaktadır. Oysa bugüne kadar meydana gelen atom bombası veya nükleer reaktör kazaları ardından radyasyona maruz kaldıkları halde hayatta kalan popülasyonda yeni gelişen bir salgın rahatsızlık rapor edilmemiştir. Fakat birincil 3 ayda bağışıklığın baskılanmasının yanına sağlık hizmetlerinin aksaması, enfeksiyon hastalıklarından ölümleri kayda değer ölçüde arttıracaktır. Bu gibi durumlarda çocuklardaki aşı programına devam edilmesi, ileride görülebilecek salgın çocuk hastalıklarından korunma açısından çok önemlidir”

35 yıldır ayrıca çocuklarda hem de yetişkinlerde kanser tedavisinde radyoterapi (radyasyon tedavisi) uyguladığını söyleyen Uzal, “Kanserlerin yüzde 5’inden azı radyasyona yan olarak oluşmaktadır en manâlı etkenler sigara, yeme alışkanlığı, artı kilo ve atıl yaşam. “İyonizan radyasyon” yüzyılı aşkın bir süredir kanser hücrelerinin değil edilmesi nedeniyle tedavide kullanılmaktadır. Günümüzde cerrahi, medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi yöntemleri birçok kanserde birlikte uygulanmaktadır. Tanı amacı ile uygulanan düşük dozlardaki radyasyon ise (ör: BT, mamografi, anjiografi) hastalıkların erken teşhisinde kayda değer rol oynamakta ve hayat kurtarmaktadır. Tanı ve tedavide kazanılan avantaj, göze alınan risklerden misliyle fazladır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.