DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

‘Kronik ağrı sendromu psikolojinizi de etkileyebilir’

‘Kronik ağrı sendromu psikolojinizi de etkileyebilir’
25.02.2022
250
A+
A-

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Algoloji Polikliniği’nden Prof. Dr. Haci Ahmet Tip, kronik ağrıların tedavisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Müşteri, ağrının uyarıcı bir bulgu olduğunu belirterek, “İster baş ağrısı olsun ister karın ağrısı isterse vücudumuzun başka yerinden kaynaklanan ağrılar olsun hepimiz hayatımızın herhangi bir döneminde mutlaka ağrı çekeriz. Sancı çekmek insanın doğasında vardır. Gerçekte sızı uyarıcı bir bulgudur. Vücudumuzda bir şeylerin yanlış gittiğini bildiren bir sinyaldir. Yani sancı bizim dostumuzdur. Bizi çare aramak nedeniyle doktora yönlendirir. Biz ağrıyı reel ya da olasılık bir doku hasarıyla ilgili insanın geçmişteki tüm deneyimlerini de kapsayan hoş olmayan duyusal ve duygusal bir deneyim olarak tanımlıyoruz. Ağrılarımızın çoğu geçicidir. Ağrıya sebep olan hastalığı çözdüğümüz süre sızı kendiliğinden ya da ağrı kesici kullandığımızda veya çeşitli davranışlarla geçer ve yeniden başlamaz. Biz bu cins ağrıyı akut sancı olarak adlandırıyoruz. Benzer sızı geçmez devam ederse ya da tekrarlarsa ve devam süresi 3 ay gibi bir süreyi geçerse ağrının kronikleşmesinden bahsederiz” dedi.

“Kronik sızı fazla boyutlu bir sendromdur”

Kronik ağrının 3-6 aydan daha uzun süren ve uzun süreli tedavi gerektiren, şahsi ve çok boyutlu yaşantısı olan, duyusal, hissi, davranışsal ve bilişsel bileşenleri içeren ağrı olarak tanımlandığına dikkati çeken Prof. Dr. Tip, “Ağrının başlamasından sonra devamlı kronikleşme sürecinde ağrının koruyucu uyarıcı sınırlayıcı etkisi bir yere kadardır. Kronikleşme sürecinde ağrı tedavisi için kişi büyük bir umutla çareler arar. Kişisel gayretler gösterir. Bu gayretler ve çareler arayışında ağrının geçeceğine dair bir umut vardır. Umudun ve kişisel gayretlerin tükendiği yerde ağrı kronikleşmeye başlamıştır artık. Akut sancı döneminde tehdide hızlı bir şekilde tepki vermemizi sağlayan endişe tarzında olan bireyin psikolojisi, ağrının devam etmesi sonucunda kronik ağrının psikolojik bileşeni olan depresyona döner. Artık ağrının fazla boyutlu, çok disiplinli bir şekilde incelenip tedavi görmesini gerektiren, ağrının başlı başına bir rahatsızlık olarak kabul edildiği nokta olan kronik ağrı hastalığı/sendromu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kronik sancı artık bir belirti olarak karşımıza çıkmaz. Artık fazla boyutlu bir sendromdur. Kronik ağrıda yalnızca ağrı yoktur. Birlikte ağrıyı uzun süre yaşamış ve iyileşme namına umutlarını kaybetmiş, çaresiz, sıkıntılı, sabrı ve yaşama gücü bitkin, sancı hakkında kendine has tecrübeler edinmiş özet olarak şehvetli, psikolojik, fiziki ve ruhsal olarak etkilenmiş bir hasta vardır artık. bu nedenle ağrı tedavisinin etkin ve başarılı olması için daha kompleks bir program biçiminde yürütülmesi gerekir” biçiminde konuştu.

“Psikiyatrik belirtileri artırabilir”

Prof. Dr. Müşteri, kronik ağrıda hastaların somut ve psikolojik olarak stresli ve sürekli rahatsızlık hissettiğini ifade ederek, “Bu durum hastada ve sevdiklerinde öfke ve düş kırıklığına yol açabilir. Tedavide kronik ağrının bedensel boyutları düşünülürken, ağrınızın tetiklenmesinin ve şiddetinin azaltılması için psikoterapi açısından da ağrının zihinsel ve duygusal yönlerini yönetmemiz gerekir. Böyle bir durumda kronik ağrı, bir bulgu olmaktan çıkıp artık bir sendrom haline gelmiştir ve psikiyatrik belirti birlikteliği epeyce fazladır. Karşımıza somatoform ya da depresif bozukluğun bir belirtisi olarak çıkabileceği gibi bazen de fiziksel bir bozukluk olarak kişinin ruhsal dünyasında bozulmalara yol açabilmektedir. İnsanların yetiştikleri toplumun sosyal ve kültürel özelliklerine ve bireyin kişilik özelliklerine çocukluktaki yaşadığı bastırılmış ihmalkârlık edilmişlik özelliklerine göre ağrının psikolojik algılanması değişebilir. Dolayısıyla kronik sızı ile birlikte olan psikolojik rahatsızlıklarımız depresyon, uyku bozuklukları, anksiyete bozuklukları, psikojenik sızı bozukluğu, somatik belirti bozukluğu, konversiyon bozukluğu ve temaruz/suni bozukluk biçiminde ortaya çıkabilir” diye konuştu.

“Tedavide multidisipliner teşebbüs koşul”

Kronik ağrılı hastaya tedavi yaklaşımının nasıl olması gerektiğini Prof. Dr. Müşteri, şu şekilde açıkladı: “Kronik ağrılı hastanın teşhis ve değerlendirmesinde olduğu gibi tedavisine de tekrar tekrar altın standart olarak kabul edilen multidisipliner bir şekilde yaklaşılmalıdır. Koordineli bir yaklaşımla, çoklu tedavileri içeren kapsamlı iyileştirme hizmeti bölge kronik ağrılı hastalarda, multidispliner yaklaşımın faydası bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu altın standart yaklaşımda kronik ağrıya eşlik eden psikolojik etmenler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Ağrı uzmanı göre kronik ağrının değerlendirilmesi ve tanısı konduktan sonra ağrı fiziksel olarak tedavi edilirken bununla beraber psikolojik etmenlerin de çare edilmesi için hasta mutlaka psikoterapi için yönlendirilmelidir. Psikoterapi, kronik sızı için bahşedilen farmakolojik çare ve girişimsel işlemle birlikte aynı anda yapılmalıdır. Burada sızı için verilecek ilaçlar basamak tedavisi ile uygulanmalıdır. İlk önce aspirin, naproksen ve ibuprofen gibi opioid olmayan ilaçlar sonra baskı derecelerine kadar morfin sözde ilaçları kullanılmalıdır. Hastaların beklentisi göz önüne alınmalıdır. Fakat bu beklenti ağrının adamakıllı ortadan kaldırılması olmasa bile azaltılması, maddesel işlevselliğin düzeltilmesi, duygu şart ve uyku bozukluklarının düzenlenmesi, aktif başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi ve işe geri dönüşü içerir.”

“Aile fertleri de tedaviye dahil edilmeli”

Prof. Dr. Herif, en kayda değer temel yaklaşımın hastanın ağrısını denetim edebileceği gerçeğini anlatmak olduğunu belirterek, “Psikoterapist tarafından hastaya bilişsel-davranışçı tedaviye erken dönemde başlanılmalıdır. Uygulanabilecek tedaviler, grup terapisi, psikososyal çare yöntemleri ve davranışsal yöntemler ve dağıtılmış psikotrop ilaçlardır. Bilişsel-davranışsal terapide olumsuz fikirler ve ümitsizlik ortadan kaldırılır ve başa çıkma teknikleri öğretilir. Davranışsal yöntemlerde hastalara diyafram solunumu, progresif adale gevşetme, otojenik gevşeme, fotoğraf hayal etme ve düşünceyle gevşeme gibi farklı alanlara yönlendirilmiş gevşeme stratejileri öğretilir. Sancı ile ilgili hissi semptomlar bilişsel-davranışçı grup terapisi ile hastaların müşterek bazı problemleri çözülebilir. Kronik ağrı aile fertlerinin hepsini etkilediğinden çare programına dahil edilmelidir. Psikososyal çare yöntemleri hastanın sosyal ortamının düzenlenmesi, sosyal takviye grupları oluşturulması, stresle baş etme yollarının gösterilmesi, uğraşı terapileri, ağrı konusunda hasta eğitimi ve egzersiz tedavisidir. Kronik sızı tedavisinde psikotrop ilaçlardan antidepresanlar santral ve nöropatik ağrının öbür tiplerinde etkin olabilirler. 6-8 haftalık tedaviye rağmen yanıt alınamadığında ilave hap kullanmak gerekli olabilir. Pregabalin ve gabapentin gibi antikonvulzanlar da analjezik etkileri nedeniyle kullanılabilirler. neticede; kronik sızı tedavisinde multidisipliner tedavi yaklaşımı ile daha önce tedaviye dirençli kabul edilen hastaların bile ortalama olarak yarıya yakın kısmında manâlı düzelmeler ortaya çıkartılabilmektedir. Multidisipliner tedavi ekibi içinde algolog, psikiyatrist, psikolog, nörolog, fizik tedavi uzmanı ve zorunlu durumlarda ilgili öteki bilim dallarından uzmanlar bulunmalıdır. Psikiyatrist ve psikoloğun tedaviye katılması ve hastanın psikolojik durumunun tespiti; tedavi maliyetlerini, süresini, başarısını ve hastanın ve hastanın ailesinin hayat kalitesini arttırıcı etki yapabilmektedir” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.