DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Çok Bulutlu

‘Sevgi beyinde başlıyor’

‘Sevgi beyinde başlıyor’
23.02.2022
58
A+
A-

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Nöroloji Bölümünden Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, sevginin beyinde başladığını belirterek, “Aşk tanımlanması kuvvet sübjektif bir duygudur. Herkesin aşkı kendine özeldir. bu nedenle aşkı ve sahiden doğasında olan sevgiyi tek bir şekilde tasvir etmek güçtür. Fakat bilinen reel; sevginin, beyinde başladığıdır. Kompleks nörobiyolojik, nörofizyolojik ve nöroanatomik temelleri vardır. Kalbin burada kullanımı mecazidir. Bilhassa beyinde birçok duyumuzu da, duygulanmamızı da idare eden limbik sistem adında bir anatomik yapılar birleşimi vardır” dedi.

“Beynin bir bölümü yok bütünü devreye giriyor”
Bugüne kadar yapılan çalışmalarla limbik sistemin aşk, sevgi için en kayda değer anatomik bölge olduğunun kanıtlandığını açıklayan Doç. Dr. Düz, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak günümüzde herhangi bir nörolojik fonksiyon için tek bir anatomik bölgedense geniş bir network ağının etkili olduğu düşünülmektedir. böylece göz, koku, işitme gibi duyularımızın da içinde olduğu geniş bir ağın aşkın oluşumunda veya devamında hissettiklerimiz için etkili olduğu bilinir. Mesela aşık olduğumuz kişiyi bakmak, sesini duymak veya kokusunu edinmek hepimizi mutlu eder. Ancak erkek ve bayan beyni arasındaki farklılıklar göz önüne alındığında sevginin anatomisi de iki cins arasında farklılıklar göstermekte ve bunun günlük yaşama sevginin yaşanması namına da farklılıklar olarak yansımıştır. Aşk ve sevgi dış uyaran ile uyandırılan bir duygular bütünüdür. Burada beynimizin dış uyaranlara en iyi cevabı beyin kabuğu ile oluşturulur. Oysa duygulanımların oluşmasında ve yönetilmesinde, hafızanın etkisinin belirginleşmesinde ise en manâlı yapılar amigdala, prefrontal korteks, limbik sistem ve beyin sapı dediğimiz alanın etkili olduğu düşünülmektedir. Ama genel gösterme beynin belli bölgelerinin yok beynin bütününün sevginin oluşmasında etkili olduğu yönündedir”.

“Dopaminle birlikte aşk en iyi bahşetme yöntemi”
Doç. Dr. Düz, sevginin oluşmasında beyinde salgılanan önemli maddelerin oksitosin, dopamin ve serotonin olduğuna değinerek, “Dopamin bilhassa beyinde ödül mekanizmasının başkahramanıdır. Aşk bizim için en iyi bahşetme yöntemlerinden biridir. böylece nörobiyolojideki yeri önemlidir. Oksitosin ise bağlanma ve tahvil kurma ile ilişkili bir aracıdır. böylece aşkın bağlanma döneminde etkili olduğu düşünülmektedir. Ama unutulmamalıdır ama herkesin aşkı farklıdır, çünkü herkesin beyni birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar yaşanan durumlara yan ortaya meydana çıkan beynin farklı tepkileridir. böylece aşk bir ilişkiye değil bireye özeldir. Gerçekte insanoğlunun yaşadığı en eski duygulardan biri olan aşk heyecanlandırır ve zevk verir. Burada da birçok madde etkili olsa da coşku ve hazzı sağlayan en önemli madde norepinefrin olarak düşünülmektedir. Aşkın oluşmasıyla birlikte göğsümüzde kuşları uçuran, yeme-içmekten kesen ve uykuyu azaltan durumun altında yatanın, norepinefrin salınımı olduğu düşünülmektedir” dedi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.