DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

‘Sevgi beyinde başlıyor’

‘Sevgi beyinde başlıyor’
23.02.2022
306
A+
A-

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Nöroloji Bölümünden Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, sevginin beyinde başladığını belirterek, “Aşk tanımlanması güç sübjektif bir duygudur. Herkesin aşkı kendine özeldir. böylece aşkı ve sahiden yaradılıştan sevgiyi tek bir şekilde ifade etmek güçtür. Ama aşina gerçek; sevginin, beyinde başladığıdır. Kompleks nörobiyolojik, nörofizyolojik ve nöroanatomik temelleri vardır. Kalbin burada kullanımı mecazidir. Özellikle beyinde çoğu duyumuzu da, duygulanmamızı da idare eden limbik sistem adında bir anatomik yapılar birleşimi vardır” dedi.

“Beynin bir bölümü yok bütünü devreye giriyor”

Bugüne dek yapılan çalışmalarla limbik sistemin aşk, sevgi için en önemli anatomik bölge olduğunun kanıtlandığını açıklayan Doç. Dr. Düz, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak günümüzde herhangi bir nörolojik fonksiyon için tek bir anatomik bölgedense geniş bir network ağının etkin olduğu düşünülmektedir. böylece göz, koku, işitme gibi duyularımızın da içinde olduğu geniş bir ağın aşkın oluşumunda ya da devamında hissettiklerimiz için etkin olduğu bilinir. Örneğin aşık olduğumuz kişiyi görmek, sesini dinlemek veya kokusunu elde etmek hepimizi mutlu eder. Ancak erkek ve kadın beyni arasındaki farklılıklar göz önüne alındığında sevginin anatomisi de iki tür arasında farklılıklar göstermekte ve bunun günlük yaşama sevginin yaşanması adına da farklılıklar olarak yansımıştır. Aşk ve sevgi dış uyaran ile uyandırılan bir duygular bütünüdür. Burada beynimizin dış uyaranlara en iyi cevabı beyin kabuğu ile oluşturulur. Oysa duygulanımların oluşmasında ve yönetilmesinde, hafızanın etkisinin belirginleşmesinde ise en kayda değer yapılar amigdala, prefrontal korteks, limbik sistem ve beyin sapı dediğimiz alanın etkin olduğu düşünülmektedir. Oysa genel görüş beynin belirli bölgelerinin yok beynin bütününün sevginin oluşmasında etkili olduğu yönündedir”.

“Dopaminle birlikte aşk en iyi bahşetme yöntemi”

Doç. Dr. Düz, sevginin oluşmasında beyinde salgılanan önemli maddelerin oksitosin, dopamin ve serotonin olduğuna değinerek, “Dopamin bilhassa beyinde ödül mekanizmasının başkahramanıdır. Aşk bizim için en iyi ödüllendirme yöntemlerinden biridir. bu nedenle nörobiyolojideki yeri önemlidir. Oksitosin ise bağlanma ve bağ kurma ile ilişkili bir aracıdır. böylece aşkın bağlanma döneminde etkin olduğu düşünülmektedir. Oysa unutulmamalıdır fakat herkesin aşkı farklıdır, çünkü herkesin beyni birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar yaşanan durumlara bağlı ortaya meydana çıkan beynin ayrı tepkileridir. böylece aşk bir ilişkiye yok bireye özeldir. Doğrusu insanoğlunun yaşadığı en eski duygulardan biri olan aşk heyecanlandırır ve tutku verir. Burada da birçok madde etkili olsa da heyecan ve hazzı karşılayan en kayda değer madde norepinefrin olarak düşünülmektedir. Aşkın oluşmasıyla birlikte göğsümüzde kuşları uçuran, yeme-içmekten kesen ve uykuyu azaltan durumun aşağıda yatanın, norepinefrin salınımı olduğu düşünülmektedir” dedi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.