DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

‘Aort kapak tedavisinde hastanın yaşı tedaviyi belirliyor’

‘Aort kapak tedavisinde hastanın yaşı tedaviyi belirliyor’
23.02.2022
85
A+
A-

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Yürek Damar Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Mustafa Güden, ağır kapak hastalıkları ve güncel tedavilerine ilişkin kayda değer açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Güden, “Ağır kapak hastalıkları darlık ve yetmezlik biçiminde seyredebilir. Her aort kapak hastalığında acele ameliyat gerekliliği yoktur. Ara Sıra hastaları uzun zaman takip etmekteyiz. Burada en önemli teşhis yöntemi de ekokardiyografidir. Hem darlık miktarının ya da yetmezliğin artışı ve bundan kalbin ne dek etkilendiğine göre karar veriyoruz. Ağır kapak hastalığı başladığında ister yetmezlik ister darlık olsun hastalar genel olarak peşine düşüp takip edilir. Süreç ilerlediğinde yani darlık ya da yetmezlik arttığında duruma kadar ameliyat veya herhangi bir girişim için karar verilir” diye konuştu.

“Cerrahide standart kesi veya minimal invaziv uygulanabilir”

Günümüzde aort kapak hastalıkları tedavisinde birincil tercihin cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Güden, sözlerine şöyle devam etti: “Bilhassa 75 yaş altı hastalarımızda şayet ameliyat olmasına engel bir şart değil ise ilk tercihimiz cerrahidir. Çünkü yapılan araştırmalarda biliniyor ama cerrahi olarak kapağın değiştirilmesi veya tamir edilmesi uzun dönem sonuçları açısından daha avantajlıdır. Cerrahi içinde de farklı yöntemler vardır. Birinci yöntem standart olarak göğüs kemiğinin tamamının kesilerek yapılmasıdır. Bu yöntemde 15 ila 17 santimetrelik yaralar olur. Diğer yöntem de minimal invaziv dediğimiz göğüs kemiğinin 1/3 kısmının ufak kesiyle açılarak yapılmasıdır. bir de sağ göğüs kadar 5 ila 6 santimetrelik yara ile aort kapak değişimi veya tamiri de yapılabilir”.

“Genç hastalarda cerrahi daha ayrıcalıklı”

Prof. Dr. Güden, cerrahiye uygunsuz hastalarda yürüttükleri süreci ise şu şekilde açıkladı: “Aort kapak hastalığı için ameliyat olması konusunda karar verilmiş hastalar bize başvurduğunda ilk kez hastaları ameliyat açısından değerlendiriyoruz. Belki beklenilenden daha yüksek bir risk çıkacak olursa hastalara diğer bir tedavi yöntemi nasihat ediyoruz. Özellikle 75 yaş altındaki hastalarımızda ilk tercihimiz ameliyat oysa anestezi ya da ameliyat hazırlığında engel olacak bir şart varsa diğer yöntemlere başvuru ediyoruz. İkinci bir seçenek de cerrahi olmayan yani kateter yöntemi ile kapağın yerleştirilmesi işlemidir. Bu yönteme TAVI denir. Bu işlemde benzer koroner anjiyo gibi kasıktan girilir ve aort kapak değişimi yapılır. TAVI işleminin riski sıfır olmasa da cerrahiye tarafından birazcık daha düşüktür. bu nedenle TAVI işlemi daha fazla 75 hatta 80 yaş üstü ameliyat olamayacak hasta grubunda tercih ediliyor. TAVI işleminin gençlerde tercih edilememesinin sebebi, uzun dönem sonuçlara baktığımızda, cerrahi olarak değiştirilen kapaklardan daha iyi olmamasıdır. Ama yüksek risk grubunda bulunanlarda özellikle yaşı ileri olanlarda TAVI yöntemi bir seçim konusudur”.

“Mekanik kapak ve biyoprotezin başarı oranı yaşa yan”
Cerrahide uygulanan yöntemin ve tercih edilen kapak çeşidinin hastaya göre tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Güden, “Cerrahide birincil seçim eğer kapakta ileri derecede kireçlenme yok ise tamir edilmesidir ki bu hastalar için büyük bir avantajdır. İkinci seçim de hastanın yaşına tarafından kapağın değiştirilmesidir. Bilhassa 65 yaş altına mekanik kapakların, 65 yaş üzerine ise biyoprotez denilen kapakların kullanılması nasihat edilir. Biyoprotez kapaklardaki en büyük üstünlük kan sulandırıcı kullanılmasına lüzum duyulmamasıdır. 50 yaş ile 65 yaş arasındaki hastalar ise gri bölgededir ve biyolojik kapakların kullanımı laf konusu olabilir. Burada da hastanın tercihi epeyce önemlidir. Biyoprotezlerin 65 yaş üzerinde tavsiye edilmesinin sebebi ise 65 yaş üstündeki hastalarda 20 yılda yüzde 80 ila 85 oranlarına değin dayanabiliyor, sadece yüzde 15 ila 20 civarında bozulabiliyor. Ama 65 yaş altındaki hastalarda bu oranlar 10-15 sene içinde yüzde 20 dayanabiliyor. 50 yaşın aşağıda ise biyoprotezlerin tahammül süresi 10 yılda yüzde 50’lere düşüyor. O yüzden burada sınıflama olarak 50 yaşına değin mekanik kapaklar, 50 ile 60 yaş aralarında her ikisi, 65 yaş üzerinde herhangi diğer bir sebep yok ise kesinlikle biyoprotez kullanılmasını nasihat ediyoruz” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.