DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Prof.Dr. Celkan: ‘İmmün sistemi erken dönemde aktifleşirse lösemi olma olasılığı azalır’

Prof.Dr. Celkan: ‘İmmün sistemi erken dönemde aktifleşirse lösemi olma olasılığı azalır’
13.11.2019
172
A+
A-

Türk Hematoloji DerneğiTHD tarafından düzenlenen 45’inci Milli Hematoloji Kurultayı Antalya’nın Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde hakikatleştirildi. Kurultay kapsamında düzenlenen basın buluşmasında konuşan THD Başkanı Prof. Dr. Güner Hayri Özsan, 45. Milli Hematoloji Kurultayı’nde hematoloji alanında “Ölçülebilir Harabe Hastalık” ve “13. Mezuniyet Sonrası Hematoloji Eğitim Kursu- Güç Olgular” kurslarının büyük alaka gördüğünü kaydoldu.

Kurultayda 25 bilimsel seans, 12 uydu sempozyum, 4 uzmanına müracaat et seansı, 12 laflı sunu seansının yapıldığını kaydolan Özsan,“ Kurultaya sevk edilen 400’ü aşkın deklarasyondan değerlendirmeler neticeyi, 5’ini başkanın seçtiği seansında; 84’ünü laflı sunum seanslarında; 50’sini münakaşalı poster seansta dinleme ihtimali bulduk” diye konuştu.
Emotolojinin kan hastalıklarının olduğunu aktaran Özsan, “Tüm büyümeleri kurultayda dinledik. Habis hastalıklarda, çok hızlı bir devinim var. Her geçen gün yeni ilaçlar ve imkânlar ve bunların neticeleri karşımıza çıkıyor. Şunu hala söyleyemiyoruz, bir büyülü değnekle bu hastalıkları biranda yok edemiyoruz ama neticelerimiz daha öncekisine göre daha iyi. Hala rehabilitasyonun büyük omurgasını kemoterapi oluşturuyor. Amaca müteveccih ilaçların ilave edilmesiyle galibiyet oranları çoğalıyor. Hudutlu rakamda bazı hastalarımızda ise bu ilaçlar kemoterapi olmaksızın da tesir gösterebilir ama oldukça hudutludur” diye konuştu.

THD 2”inci Başkanı Prof.Dr. Tülin Tiraje Celkan, hemofilinin bedende kanamanın durdurulmasıyla ilişkili olan bir etkenin yetersizliği neticeyi ortaya çıkan bir hastalık olduğunu kaydoldu.

Hemofilinin bir krallık hastalığı olduğunu aktaran Celkan, “Kanamaların durdurulamaması sonrasında kaybedilen oğullar var. Bu hastalıkta uzun zamandan beri 1900’lü senelerden bu yana plazma denilen kanımızın akışkan kısmının verilmesi ya da buradan elde edilen etken 8’lerin izole edilmesi rehabilitasyonuydu. Bundan iyi netice almaya başlamıştık. Son senelerde özellikle bilimsel olarak başka ebada geçilmesiyle dışarıdan yapılan kombinat olarak yapılan etkenin, etken 8’i, 9’u sıçrayarak daha ileri ki evrede tesirli olabileceği gösterildi” diye konuştu.

“Tek etken yok”

Celkan, hemofili hastalarının çoğunun artık yetişkin yaşa gelebildiğinin altını çizerek, “ Hemofili de artık oran değişmeye başladı. Yüzde 60’ı artık yetişkin hasta hemofililerin. Hemofili hastasına hematolog bakar.” dedi. Senelerden bu yana lösemi oranının değişmediğini kaydolan Celkan, “Hijyen koşullarının çoğalmasıyla eksilmesi, cemiyetten cemiyete ırksal bir özelliği yoktur. Görülme oranı 100 binde 4’tür genelde. Gördüğümüz sıklıktaki başkalaşım itibariyle çok fazla çalışma var. Anne babanın işinden tutunda, annenin hücumluk sırasında yedikleri de bakılmış. Ama bunların hiçbiri delile dayalı bir şey değil. Bunlar olabilir biçiminde gösterilen çalışmalar. Hijyen kaidelerinin immünolojik olarak çocuğun erken büyümesini sağlaması açısından, bunun haricinde aynı etrafta bulunan iki kardeş ve aynı biçimde besleniyorken birinde lösemi büyürken ötekisinde büyümeyebiliyor. Lösemi büyümesi tek etken değildir. Genetik getirdiklerimiz, üstüne binen etrafsal etkenler o anki bedeninin immünolojik yanıtı. Tek bir sebebe bağlamak hiçbir zaman olası değildir. Her şeyin beraber olduğu etkileşim neticeyi ortaya çıkar” ifadelerine yer verdi.

“İmmü sistemi erken faalleşmeli”

Celkan laflarını şöyle bitirdi: “Ne kadar erken immün sisteminiz etkinleşirse, immün sistemini erken uyanıyor. Çok sterilize etrafta, immün sisteminiz iyi değil. Onun için gün içinde bedeninizde çok rakamda kanser hücresi oluyor ama bedenimizde süzgeç var. Süzgeçler yakalıyor, süzgeç dediğimiz hadise immün sitemimiz. İmmün sistem erken yarıyılda etkinleşirse o zaman lösemi olma ihtimaliniz daha eksilir. O açıdan etrafsal etkenlerin ehemmiyetlilerinden bir tanesi.”

“Kesin kanıtlanmış sebebi yok’

THD Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Meltem Kurt Yüksel lösemilerin kesin kanıtlanmış bir nedeninin olmadığına dikkat çekti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra atılan atom bombasından sonra lösemilerin insidansının çoğaldığını görüldüğünü kaydolan Yüksel, “Demek ki ışınım ehemmiyetli bir etmen. Genetik bir ekip tehlike etkenleri lösemiyi basitleştiriyor. Ortaya çıkan hastalık tek bir hücrenin anormal bir biçimde artarak kemik iliğinin dolmasına neden olmakta. Bu da kan hücrelerinin misyon yapamamasına neden oluyor. Lösemili hastalar bize genellikle kanama, ateş, halsizlik ve bitkinliklerle müracaat etiyor. Akut lösemiler hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkıyor. Kronik lösemilerde ise şahıs boynunda bir beze ve yada kan kıymetlerinde anormallikler bize gelmiştir” diye konuştu.

“Doping”

THD Genel Sekreteri Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, dopingte emelin bir biçimde performansı çoğaldırmak olduğunu kaydoldu. Performansını artırmanın yolunun adale eforunu çoğaldırmaktan geçtiğini kaydolan Ar, “Adale eforunu çoğaldırmanın değişik maddelerle yapabilirsiniz. Teftişte bu maddeyi kanda ve idrarda tespit edilebilir. Adale eforunu çoğaldıran şeylerden biri adaleye giden oksijen ölçüsünü çoğaldırmaktır. Adaleye giden oksijen ölçüsünde kan ölçünüzü hemoglobininizi çoğaldırırsanız adaleye giden oksijen çoğalır. Evvel başkasından kan nakli ama riskli olabilecek şey. Onun için kendi kanlarını alıp gizleyip performans zamanına yakın yarıyıllarda kendi kanlarına kendilerine nakletmelerini bir yol olarak bulmuşlar. 1980’lerde kan imalini basitleştiren hormonun ilaç olarak devreye girmesiyle kendine bunu enjekte etmeye başlamışlar. Böylece adale performanslarını çoğalmayı kastetmişler bunu da muvaffak olmuşlar. Bu bir ekip usullerle dışarıdan aldığınız hormonu tespit etmek muhtemel” dedi.

İsa Akar – Huriye Ferah Vanlı
 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.